Her Şeyi Yapabilmek, Her Şeyi Yapman Gerektiği Anlamına Gelmiyor
Umut Özdemir
Bugün tek başımıza yapabildiğimiz şeylerin sayısı birkaç yıl öncesine göre inanılmaz derecede arttı.
Bir web sitesi geliştirebiliyoruz.
Görsel hazırlayabiliyoruz.
İçerik üretebiliyoruz.
Araştırma yapabiliyoruz.
Verileri analiz edebiliyoruz.
Sunum hazırlayabiliyoruz.
Tekrarlayan işleri otomatikleştirebiliyoruz.
Ve yapay zekâ araçları geliştikçe bu liste her geçen gün biraz daha uzuyor.
Ben de kendi çalışmalarımda bunun etkisini açık biçimde görüyorum.
Eskiden saatler sürebilecek bazı işler bugün çok daha kısa sürede tamamlanabiliyor.
Daha önce farklı uzmanlıklar gerektiren bazı çalışmalar artık tek kişinin yönetebileceği hale geliyor.
Bu gerçekten büyük bir imkân.
Ama son zamanlarda bunun başka bir tarafını düşünmeye başladım:
Bir şeyi yapabiliyor olmamız, onu yapmamız gerektiği anlamına geliyor mu?
Eskiden soru “Yapabilir miyim?” idi
Teknoloji birçok sınırı ortadan kaldırdı.
Bir fikir geldiğinde onu hayata geçirmek için eskisi kadar büyük bir ekibe veya bütçeye ihtiyacımız olmayabiliyor.
Bilmediğimiz bir konuda araştırma yapmak daha kolay.
Teknik bir problemi çözmek daha hızlı.
Bir taslak hazırlamak daha kolay.
Bir süreci otomatikleştirmek daha ulaşılabilir.
Dolayısıyla eskiden sık sık sorduğumuz soru şuydu:
“Bunu yapabilir miyim?”
Bugün ise bu sorunun cevabı giderek daha fazla “evet” oluyor.
Fakat bunun yerine başka bir soru önem kazanıyor:
“Bunu yapmam gerçekten gerekli mi?”
Bence önümüzdeki çalışma döneminin önemli sorularından biri bu olacak.
Çünkü yapabileceklerimizin sayısı arttıkça seçim yapmak daha zor hale geliyor.
Kapasite arttı, ama gün hâlâ 24 saat
Yapay zekâ bir işi dört saat yerine bir saatte yapmamı sağlayabilir.
Bu durumda üç saat kazandığımı düşünebilirim.
Fakat o üç saate hemen üç yeni iş koyarsam ne oldu?
Daha fazla iş yaptım.
Üretkenliğim arttı.
Belki gelirim de arttı.
Ama gerçekten zaman kazandım mı?
Aslında hayır.
Sadece aynı zaman dilimine daha fazla iş sığdırmış oldum.
Bu kötü bir şey olmak zorunda değil.
Bazen gerçekten daha fazla üretmek isteyebiliriz.
Bir projeyi daha hızlı tamamlamak önemli olabilir.
Yoğun bir dönemde kapasite artışı büyük avantaj sağlayabilir.
Fakat bunun otomatik olarak tek seçenek haline gelmesi bana doğru gelmiyor.
Çünkü teknoloji her boşalttığı saati yeniden işle doldurmamızı gerektirmiyor.
Kazandığımız zamanı kendimize geri verme seçeneğimiz de var.
Verimlilik ne için?
Bu soru benim için giderek daha önemli hale geliyor.
Neden daha verimli olmaya çalışıyorum?
Daha fazla iş yapmak için mi?
Daha fazla müşteri almak için mi?
Daha fazla proje başlatmak için mi?
Daha fazla para kazanmak için mi?
Bunların hepsi geçerli hedefler olabilir.
Ama başka bir cevap daha mümkün:
Aynı işi daha az zaman harcayarak yapabilmek için.
Benim özgür çalışma hedefime daha yakın olan cevap bu.
Bir işi dört saatte yapıyorsam ve teknoloji sayesinde bir saate indirebiliyorsam, kazandığım üç saatin tamamını tekrar işe vermek zorunda değilim.
Bir saatini başka bir projeye ayırabilirim.
Bir saatini öğrenmeye.
Bir saatini ise hiçbir işe ayırmayabilirim.
Ve bence sonuncusu da verimlilikten elde edilmiş gerçek bir kazançtır.
Boş zaman verimsizlik değildir
Çalışma kültüründe boş zamanı bazen garip bir şekilde değerlendiriyoruz.
Takvimde boşluk varsa doldurulması gerekiyor.
Bir işi erken bitirdiysek yeni bir işe başlamamız gerekiyor.
Bir süreci otomatikleştirdiysek ortaya çıkan kapasiteye yeni müşteri eklememiz gerekiyor.
Sanki verimlilik yalnızca daha fazla üretime dönüştüğünde anlamlıymış gibi.
Ben artık buna biraz farklı bakıyorum.
Eğer bir teknoloji bana haftada beş saat kazandırıyorsa ve ben bu beş saatin ikisini kendime ayırabiliyorsam...
Bu sistem başarısız olmadı.
Tam tersine.
Belki tam olarak yapması gereken şeyi yaptı.
Çünkü benim hedefim yalnızca iş kapasitemi artırmak değil.
Hayatım üzerindeki kontrolümü de artırmak.
Yapay zekâ bizi özgürleştirebilir mi?
Yapay zekâyla ilgili tartışmalar genellikle üretkenlik üzerinden ilerliyor.
Şirketler daha hızlı çalışabilecek.
Çalışanlar daha fazla iş yapabilecek.
Daha az zamanda daha fazla çıktı üretilecek.
Bunların büyük bölümünün gerçekleşeceğini düşünüyorum.
Fakat bireysel açıdan benim daha fazla ilgimi çeken başka bir ihtimal var:
Yapay zekâ bize zaman kazandırabilir mi?
Tekrarlayan işleri azaltabilir.
Araştırma süresini kısaltabilir.
İlk taslağı hazırlayabilir.
Bazı operasyonel süreçleri otomatikleştirebilir.
Karar vermemiz gereken noktalarda bilgiyi daha hızlı önümüze getirebilir.
Bütün bunlar çalışma süresini azaltabilecek şeyler.
Ama teknoloji tek başına bunu yapamaz.
Çünkü kazandığımız zamanı ne yapacağımıza teknoloji karar vermiyor.
Biz karar veriyoruz.
Ve kazandığımız her saati yeni bir işle doldurursak sonuç yine aynı olabilir:
Daha güçlü araçlar.
Daha yüksek kapasite.
Ama hâlâ sürekli çalışan insanlar.
Yeni kıt kaynak belki de dikkat
Eskiden bazı şeyleri yapamıyorduk.
Bugün ise problem bazen tam tersi.
Çok fazla şey yapabiliyoruz.
Yeni bir fikir geliyor.
Başlayabiliriz.
Yeni bir proje görüyoruz.
Yapabiliriz.
Yeni bir platform çıkıyor.
Orada da olabiliriz.
Yeni bir araç geliyor.
Onu da deneyebiliriz.
Yeni bir içerik formatı çıkıyor.
Onu da üretebiliriz.
Teknik olarak bunların çoğu mümkün.
Ama her yeni seçenek dikkatimizi de bölüyor.
Bu nedenle gelecekte asıl kıt kaynağın yalnızca zaman olmayacağını düşünüyorum.
Dikkat de kıt bir kaynak.
Hatta belki daha önemlisi.
Çünkü elimizde güçlü araçlar olduğunda kısa sürede çok şey üretebiliriz.
Ama hangi şeyin gerçekten önemli olduğuna hâlâ bizim karar vermemiz gerekiyor.
Daha fazla proje, daha fazla ilerleme demek değil
Bir dönem üretkenliği yaptığım işlerin sayısıyla ölçmek bana daha doğal geliyordu.
Ne kadar çok şey tamamlarsam o kadar ilerlediğimi düşünebilirdim.
Bugün buna daha temkinli yaklaşıyorum.
Beş proje üzerinde aynı anda biraz ilerlemek yerine tek bir önemli projeyi tamamlamak daha değerli olabilir.
Her platformda içerik üretmek yerine gerçekten anlamlı bulduğum birkaç kanala odaklanmak daha doğru olabilir.
Her yeni fikri projeye çevirmek yerine bazılarını sadece not etmek gerekebilir.
Çünkü kapasitemin artması, önceliklerimin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Tam tersine.
Kapasite arttıkça öncelik belirlemek daha önemli hale geliyor.
Teknoloji benim için çalışmalı
Teknolojiyle ilişkimde ulaşmak istediğim nokta aslında oldukça basit.
Ben teknoloji için çalışmak istemiyorum.
Teknolojinin benim için çalışmasını istiyorum.
Yeni bir araç çıktığında sırf yeni olduğu için kullanmak zorunda değilim.
Bir otomasyon mümkün diye her şeyi otomatikleştirmek zorunda değilim.
Yapay zekâ bir günde on içerik üretebiliyor diye on içerik yayımlamak zorunda değilim.
Bir işi daha hızlı yapabiliyorum diye boşalan zamanı yeni işlerle doldurmak zorunda da değilim.
Teknoloji benim hedeflerime hizmet ettiği sürece değerli.
Ve benim hedeflerimden biri de daha fazla zaman özgürlüğü.
Bu nedenle teknolojiye bakarken artık yalnızca:
“Bununla ne yapabilirim?”
diye sormak istemiyorum.
Bir soru daha eklemek istiyorum:
“Bu bana neyi artık yapmak zorunda olmadığım hale getirebilir?”
Bence çok daha güçlü bir soru.
Yapmamak da bir karar
Üretmeye alışkın insanlar için bir şeyi yapmamayı seçmek bazen zor.
Çünkü yapabileceğinizi biliyorsunuz.
Fikir güzel.
Potansiyel var.
Teknik olarak mümkün.
Belki para da kazandırabilir.
Ama bütün bunlar yine de o işi yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmiyor.
Her “evet” yeni bir sorumluluk getiriyor.
Yeni bir proje bakım istiyor.
Yeni bir müşteri zaman istiyor.
Yeni bir sistem takip istiyor.
Yeni bir platform içerik istiyor.
Dolayısıyla yapabileceklerimiz arasından seçim yapmak aslında hayatımızı da şekillendiriyor.
Bazen en değerli üretkenlik kararı yeni bir şey başlatmak değil.
Başlatmamaktır.
Yapay zekâyı daha fazla çalışmak için mi kullanacağız?
Belki önümüzdeki yıllarda bu soru çok daha önemli olacak.
Teknoloji bize büyük bir üretim kapasitesi kazandırıyor.
Bunu yalnızca daha fazla çalışmak için kullanabiliriz.
Daha fazla proje.
Daha fazla müşteri.
Daha fazla içerik.
Daha fazla çıktı.
Ya da aynı teknolojiyi başka bir amaç için kullanabiliriz.
Daha kısa çalışma süresi.
Daha az tekrar.
Daha az operasyonel yük.
Daha fazla düşünme zamanı.
Daha fazla öğrenme zamanı.
Ve biraz daha fazla hayat.
Benim tercihim giderek ikincisine yaklaşıyor.
Elbette işimi büyütmek istiyorum.
Gelirimi artırmak istiyorum.
Yeni şeyler üretmek istiyorum.
Ama bütün bunların sonucunda hayatımda hiçbir boşluk kalmayacaksa, kullandığım teknolojinin ne kadar gelişmiş olduğunun pek önemi kalmıyor.
Belki asıl beceri seçim yapmak
Bir süre önce önemli avantajlardan biri bir şeyi yapabilmekti.
Teknik bilgiye sahip olmak.
Doğru araçlara erişmek.
Kaynak bulabilmek.
Bugün bunların birçoğuna ulaşmak giderek kolaylaşıyor.
Bu nedenle gelecekte farklı bir becerinin daha değerli olacağını düşünüyorum:
Yapabileceklerimiz arasından gerçekten değerli olanı seçebilmek.
Neye zaman ayıracağımızı seçmek.
Neyi otomatikleştireceğimizi seçmek.
Neyi kendimiz yapacağımızı seçmek.
Neyi başkasına bırakacağımızı seçmek.
Ve bazen...
Neyi hiç yapmayacağımızı seçmek.
Çünkü özgürlük yalnızca daha fazla seçeneğe sahip olmak değil.
O seçeneklerin hepsini kullanmak zorunda olmadığını bilmek de özgürlük.
Ben teknolojiyi daha fazla çalışabilmek için değil, aynı işi daha az zaman harcayarak yapabilmek için kullanmak istiyorum.
Ve kazandığım zamanın tamamını yeniden işle doldurmamayı da öğrenmek istiyorum.
Belki gelecekte en değerli becerilerden biri her şeyi yapabilmek olmayacak.
Yapabileceklerimiz arasından gerçekten değerli olanı seçebilmek olacak.
Birlikte Geliştirelim
Bu mimari yaklaşım veya teknoloji hakkında daha fazla sorunuz mu var?
Stratejik bir görüşme planlayarak süreci detaylandıralım.