Insight İndeksi
Özgür Çalışma Günlüğü

Özgür Çalışmanın Görünmeyen Tarafı: Kendi Disiplinini Kurmak

U

Umut Özdemir

6 dk okuma 50 Okuma
Özgür Çalışmanın Görünmeyen Tarafı: Kendi Disiplinini Kurmak

Özgür çalışma fikrinin en çekici taraflarından biri sanırım şu:

Kimsenin size ne zaman çalışmanız gerektiğini söylememesi.

Sabah kaçta başlayacağınıza siz karar veriyorsunuz.

Nerede çalışacağınıza siz karar veriyorsunuz.

Günün hangi saatlerinde daha verimli olduğunuzu kendiniz keşfedebiliyorsunuz.

İsterseniz öğleden sonra birkaç saat ara verebiliyorsunuz.

Bir iş gününü kendi hayatınıza göre şekillendirebiliyorsunuz.

Bunların hepsi benim ulaşmak istediğim çalışma düzeninin önemli parçaları.

Ama son zamanlarda şunu da daha fazla düşünüyorum:

Size ne yapmanız gerektiğini söyleyen biri olmadığında, bunu kendinize söyleyebiliyor musunuz?

Çünkü özgür çalışmanın çok konuşulmayan başka bir tarafı var.

Kendi kendini yönetebilmek.

Patron ortadan kalkınca kurallar da ortadan kalkıyor

Bir iş yerinde çalışırken sistem büyük ölçüde sizin yerinize kurulmuştur.

İşe başlama saatiniz bellidir.

Molalar bellidir.

Toplantılar vardır.

Yapılması gereken işler vardır.

Teslim tarihleri vardır.

Bir yönetici veya organizasyon sizden ne beklendiğini belirler.

Bu yapının bazı bölümleri insanı kısıtlayabilir.

Zaten özgür çalışma isteğinin nedenlerinden biri de bu kısıtların bir bölümünden kurtulabilmek.

Fakat kendi işinizi yaptığınızda başka bir gerçekle karşılaşıyorsunuz.

O yapı ortadan kalkıyor.

Ve oluşan boşluğu birilerinin doldurması gerekiyor.

O kişi de sizsiniz.

Dışarıdan gelen kurallar azaldıkça, insanın kendi kurallarını oluşturması gerekiyor.

Bence özgür çalışmanın en önemli ama en az konuşulan taraflarından biri bu.

Özgürlük ile düzensizlik aynı şey değil

“İstediğim zaman çalışırım.”

Bu cümle kulağa gerçekten güzel geliyor.

Ben de böyle bir esneklik istiyorum.

Ama bunun iki farklı anlamı olabilir.

Birincisi:

Çalışma zamanımı hayatıma ve verimli olduğum saatlere göre kendim belirleyebilirim.

İkincisi:

Canım ne zaman isterse çalışırım.

Bu ikisi aynı şey değil.

Birincisinde kontrol var.

İkincisinde ise işlerin sürekli ertelenmesi riski var.

Bugün yapılması gereken bir işi yarına bırakmak kolay.

Yarın bir sonraki güne.

Sonra başka bir iş çıkar.

Bir süre sonra özgürlük olarak başlayan şey düzensizliğe dönüşebilir.

Bu yüzden kendi çalışma düzenimi kurarken özgürlüğün yanına başka bir kelime daha koymam gerektiğini düşünüyorum:

Disiplin.

Ama benim bahsettiğim disiplin başka

“Disiplin” kelimesi bazen bana gereğinden sert geliyor.

Sabah 05.00'te kalk.

Her gün saatlerce çalış.

Durma.

Daha fazla üret.

Daha fazla çalış.

Boş zamanını bile verimli geçir.

Ben böyle bir çalışma hayatı kurmaya çalışmıyorum.

Zaten bütün bu yolculuğun amacı hayatı tamamen işe göre düzenlemekten uzaklaşmak.

Bu nedenle benim için disiplin, daha fazla çalışmak anlamına gelmiyor.

Daha çok, verdiğim kararların arkasında durabilmek anlamına geliyor.

Bugün bir işi bitireceğimi söylediysem bitirmek.

Bir müşteriye teslim tarihi verdiysem buna uymak.

Önemli olduğunu bildiğim bir işi yalnızca zor olduğu için sürekli ertelememek.

Çalışma saatimi belirlediysem mümkün olduğunca o düzene sadık kalmak.

Ama aynı zamanda...

Çalışma sürem bittiyse bilgisayarı kapatabilmek.

Bence sonuncusu en az diğerleri kadar önemli.

Bazen disiplin çalışmayı bırakabilmektir

Kendi işini yapmanın risklerinden biri yalnızca az çalışmak değil.

Sürekli çalışmak da olabilir.

Çünkü ofisten çıkış saati yok.

Bilgisayar birkaç metre uzağınızda.

Telefon sürekli yanınızda.

Bir e-posta daha cevaplanabilir.

Bir küçük düzeltme daha yapılabilir.

Bir müşteriye daha dönüş yapılabilir.

Bir fikir daha denenebilir.

Ve “şunu da halledeyim” derken iş gününün nerede bittiği belirsizleşebilir.

Bence bu da özgür çalışma değil.

Sadece ofisin eve taşınmış hali.

Hatta bazı durumlarda daha kötüsü.

Çünkü işverenin koyduğu çalışma saatinin yerini, insanın kendi üzerinde oluşturduğu sürekli çalışma baskısı alabiliyor.

Bu nedenle kendi düzenimde öğrenmem gereken şeylerden birinin şu olduğunu düşünüyorum:

Ne zaman başlayacağımı bilmek kadar, ne zaman duracağımı da bilmek.

Motivasyon her gün gelmeyebilir

Bağımsız çalışmayla ilgili başka bir gerçek de motivasyon.

Yeni bir fikir ortaya çıktığında motivasyon yüksek.

Yeni proje başladığında heyecan yüksek.

İlk müşteriler geldiğinde enerji yüksek.

Ama hiçbir duygu sürekli aynı seviyede kalmıyor.

Bazı günler çalışmak kolay olacak.

Bazı günler olmayacak.

Bazı işler heyecan verecek.

Bazıları yalnızca yapılması gerektiği için yapılacak.

Eğer bütün çalışma düzenimi “bugün motive hissediyor muyum?” sorusuna bağlarsam sürdürülebilir bir yapı kurmak zorlaşır.

Bu nedenle motivasyondan çok rutinlere güvenmek gerektiğini düşünüyorum.

Her gün olağanüstü performans göstermek değil.

Yapılması gerekenleri makul bir düzen içinde yapmaya devam etmek.

Bence istikrar biraz böyle oluşuyor.

Kendime yeni bir patron yaratmak istemiyorum

Burada başka bir tuzak daha var.

Kurumsal çalışma düzeninden çıkıp kendi işimizi kurduğumuzda bu defa kendimize çok daha acımasız bir patron olabiliriz.

Daha uzun saatler.

Daha az tatil.

Her mesaja anında cevap verme zorunluluğu.

Sürekli ulaşılabilir olma hali.

Her boş zamanı çalışma fırsatı olarak görmek.

Bunu istemiyorum.

Benim kurmak istediğim çalışma düzeninde disiplinin amacı kendimi daha fazla çalıştırmak değil.

Kendimi daha iyi yönetebilmek.

Çalışılması gerektiğinde çalışmak.

Dinlenilmesi gerektiğinde dinlenmek.

Öncelikleri bilmek.

Her şeyi aynı anda yapmaya çalışmamak.

Ve iş ile hayat arasındaki sınırı mümkün olduğunca koruyabilmek.

Takvimimin sahibi olmak istiyorsam sorumluluğunu da almalıyım

Özgür çalışma fikrinde beni en fazla çeken şeylerden biri kendi takvimimin sahibi olmak.

Ama artık bunun yalnızca güzel tarafını düşünmemeye çalışıyorum.

Takvim benimse...

O takvimi doğru kullanmanın sorumluluğu da benim.

Bir gün çalışmamayı seçebilirim.

Bu özgürlük.

Ama yapılması gereken işi sürekli erteleyip sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsam bu artık özgürlük değil.

Aynı şekilde bugün birkaç saat daha çalışmayı seçebilirim.

Ama bunu her gün yapmaya başlar ve hayatımdaki diğer şeylere yer bırakmazsam kendi kurduğum sistem beni yönetmeye başlamış demektir.

Sanırım aradığım şey tam ortada:

Esneklik ile düzen arasında bir denge.

Özgürlük kendi kararlarını verebilmekse...

Bu serinin ilk bölümlerinden beri özgürlüğü farklı açılardan düşünmeye çalışıyorum.

Nerede çalıştığım.

Ne zaman çalıştığım.

Kimlerle çalıştığım.

Ne kadar çalıştığım.

Gelirimin nasıl oluştuğu.

İşimin bana ne kadar bağımlı olduğu.

Bunların hepsi önemli.

Ama bütün bunların altında daha temel bir şey olabilir:

Kendi kararlarımı verebilmek.

Ve kendi kararlarımızı verebilmek güzel olduğu kadar sorumluluk da getiriyor.

Çünkü artık kötü bir program hazırladığımızda suçlayabileceğimiz bir yönetici yok.

Yanlış öncelik belirlediğimizde karar bize ait.

Bir işi gereksiz yere ertelediğimizde de.

Gereğinden fazla çalıştığımızda da.

Özgürlüğün bedellerinden biri belki de bu.

Kararların sonuçlarını da sahiplenmek.

Kendi düzenimi bulmak

Henüz kusursuz bir çalışma düzenim olduğunu söyleyemem.

Zaten bunun tek bir doğru formülü olduğuna da inanmıyorum.

Bir insan sabah daha verimli olabilir.

Başka biri akşam.

Birisi dört saat kesintisiz çalışabilir.

Bir başkası daha kısa bloklarla daha iyi sonuç alabilir.

Benim için önemli olan başkasının çalışma rutinini kopyalamak değil.

Kendi hayatıma uygun olan düzeni bulmak.

Ve o düzeni gerektiğinde değiştirebilmek.

Çünkü kurmaya çalıştığım şey askeri bir program değil.

Yaşayabileceğim bir çalışma sistemi.

Belki gerçek sınav burada başlıyor

Birinin bize saat kaçta işe geleceğimizi söylemesi kolay.

Birinin teslim tarihini belirlemesi kolay.

Birinin önceliklerimizi oluşturması kolay.

Asıl mesele bunları kendimiz yapmak zorunda kaldığımızda ortaya çıkıyor.

Bu yüzden artık özgür çalışma ile disiplinin birbirinin karşıtı olduğunu düşünmüyorum.

Tam tersine.

Belki biri olmadan diğeri uzun süre ayakta kalamıyor.

Ben istediğim zaman çalışabilmek istiyorum.

Ama verdiğim sözleri de tutmak istiyorum.

Programımı kendim belirlemek istiyorum.

Ama önemli işleri sürekli ertelemek istemiyorum.

Daha fazla boş zaman istiyorum.

Ama o zamanı yaratabilmek için yapılması gerekenleri zamanında yapmak istiyorum.

Ve en önemlisi:

İşimi sevsem bile hayatımın tamamının işe dönüşmesini istemiyorum.

Çünkü benim için özgür çalışma, sınırsız çalışabilmek değil.

Çalışmanın sınırlarını da kendim belirleyebilmek.

Belki özgür çalışmanın gerçek sınavı, kimse bize ne yapacağımızı söylemediğinde başlıyor.

Çünkü özgürlük yalnızca kendi kararlarımızı verebilmek değil.

Verdiğimiz kararların sorumluluğunu da taşıyabilmek.

Birlikte Geliştirelim

Bu mimari yaklaşım veya teknoloji hakkında daha fazla sorunuz mu var? Stratejik bir görüşme planlayarak süreci detaylandıralım.